Halil Usta’nın yorgun bakan gözleri ve elleri, hiç durmadan kızı Nermin’e yazdığı mektupları anlatıyor, H2O Kitap’tan çıkan Büyük Soytarı kitabı.

Genç karısı tarafından sokağa atılan Halil Usta’nın son çırpınışlarımıydı yoksa onurlu bir duruş için çabalamanın bir sonucumuydu “soytarılaşmaya” varan bir yaşam şeklini seçmesi.

Yazar İrfan Yalçın’ın da değindiği gibi “bireyin toplumsal her türlü ‘dikkat’ten, ilgiden uzak bir insanın varlığının ‘dikkat’ ve ilgi çekmek için yaptığı bir çırpınış mıydı bu seçim?”

Belki.

İnsanlar soytarılaştırmayla baş edemediği ya da etmeye çalıştığı sorunları yenmeye çalışma yöntemidir. “Soytarılaşma”:Sizler kitabı okuduğunuzda kendiniz karar vereceksiniz.

Sevgiyle ilmek ilmek dokunmuş mektuplar var kitabın içerinde. Yazar İrfan Yalçın mektupları yalın, sade ve şiirsel şekilde bizlere aktarmış. Çaresizce sadece sevilmeyi umut ederek yazılan mektupların satırlarında sade ve duru, karşılıksız sevgi var. Yoksulluğun vermiş olduğu çaresizlik var, yaşlanmanın verdiği düşmüşlük var. Bunlara rağmen onurlu durma çabası var. Hayata inat, dik durmaya çalışma var.

Bir insanın hamam böceklerini öldürmeye kıyamayıp onlarla ortak yaşamanın yolunu bulmasıyla, camideki güvercinleri yakalayarak yemesiyleaçlığın insanlara neler yaptırabileceğini gözler önüne seriyor. Bu eylemleri yaparken “Soytarılaşma”dan değil, yoksulluk ve çaresizlikten yapıyordu. Fakat insanlar onun yoksulluğunu ve çaresizliğini görmektense onun “soytarılaşma” eylemlerini görüp gülüyorlardı.

Halil Usta “Büyük Soytarı” oluşundan mutluydu/mutlumuydu?

Kitap 12 Eylül 1980 öncesi olaylara da tarihi bir tanıklık içermektedir. “Büyük Soytarı”nın soytarılıkla yaklaştığı darbe öncesi sağ-sol olaylarından da mektuplarında kızı Nermin’e bahsetmesi, günümüz yeni yetişen gençlerin de olayları yakın bir gözden okumasını sağlayacaktır.

“Büyük Soytarı”nın hayatı bir hastane odasında yerde bir sedyede, ağzı burnu hasta bakıcı Ahmet’ten yediği dayaktan dolayı yara bere içerisinde, son mektuplarını kaleme alan hemşire Sevim’in gösterdiği şefkat ve insani yaklaşımın içinde oluyor. Mutluluğu ve umudu son ana kadar elden bırakmıyor.

Kitabı okurken beni derinden etkileyen bazı satırların altını çizdim:

Ölmeden son mektubunda dünyaya fısıldıyor: “Şu çöp kutusunda bile yaşamak ne güzel, ne eşsiz. Doğanın en büyük kahkahası ben değilim de kim peki?”

Kalfa’nın ölümünden önce gelip tıraş etmesi ne güzel bir olaydı. Ya “Büyük Soytarının” yaklaşımına ne demeli. “Öleceğimi, ölümle evleneceğimi söylemek istiyorsan yanılıyorsun” derim. (Son ana kadar umut ve mutluluk arayışında)

Hastabakıcı hademe Ahmet’ten dayak yiyor ve “kan içinde” kalıyor ve ona rağmen odada olan bilinci yerinde olan hastaları güldürmek için elini havaya kaldırıyor ve havayı gıdıklıyor gibi yapıyor. Ne yaptığını soranlara ise “Tanrıyı gıdıklıyorum” diyor.

“Büyük Soytarı”nın yattığı hastane koğuşunu bir zamanlar çocukken annemin hastanede yatışıyla özleştirdim bir anda Bir odada onlarca hasta bir arada yatıyordu. İşte “Büyük Soytarı” da böyle bir odada yatıyordu ama tek fark bu oda kimsesizlerle dolu ve ölümü bekleyenlerden başka kimse yoktu.

“Burada yatan ‘kemik’leri (hastaları) görmeye gelen neden yok? Dostluklar, sevgiler nerede, hani? Çöp kutularına bile kediler, köpekler girer.”

“Bitmişler koğuşu bizimki!”

“Büyük Soytarı” yoksulluğundan utanmadı aslında hiçbir zaman ama bununla utanması gerektiği toplum tarafından telkin edildi.

Şöyle düşünüyorum diyor “Büyük Soytarı”: “Para için aşağılanmamalı insanlar, onurları öldürülmemeli.”

“Yoksulum, insanlar yoksulluktan yargılansa ölüm yerim ben. En büyük suçum bu, bağışlanmayacak, göz yumulmayacak, yüz kızartıcı, ayıp.”

Sevgi ve aşkı o kadar güzel ifade ediyor ki mektuplarında:

Yeniden evlenen karısı için soruyor, “Yeni fışkırmış çiçekler gibi mi?”

“Susuverir yüreğim.”

Kızı Nermine söylüyor, “Seni düşünmek bile nasıl çiçeklendiriyor gönlümü.”

Altını çizdiğim mısraların en etkili ve derinden insanı etkileyeni, insanın çaresiz kaldığı dönemlerde isyankâr ruhlarını yansıtan mısralar oldu.

“Sevinçle üzüntü yan yana içimde bugün, kardeş kardeş oturmuş duruyorlar, kovmuyorlar birbirlerini.”

“Damarlarımda kan değil, yorgunluk akıyor.”

“Kötülükten, karanlıktan mı yapılmış insanlar; yüreklerinin yerinde çamur mu var?”

“Ürettiğin dostluklar nerede hani? Üretmedin mi hiç? Ürettinse nasıl boğup öldürdün?”

“Tanrıysan yap tanrılığını… İlgilendiğin yok bizlerle… İn aşağı, beceremiyorsan…”

“Miyop musun ey Tanrım?”

1970’lerin ekonomik ve siyasi yanlarına da değinmiş mektupların da “Büyük Soytarı”. Gelir adaletsizliğini nede güzel anlatmış mısralarında.

“Doğanın süt dolu memelerini aynı insanlar mı emiyor boyuna?”

“Büyük Soytarı” hayatı ve mektupları insanlık için önemli, kızı Nermin içinse önemsiz olarak geçmiş yaşama.

Eserin, İrfan Yalçın’ın usta kalemiyle bir klasiğe dönüşeceğinden emin.

Akan Bozat

İstanbul, Kasım 2020

Kitap Adı: Büyük Soytarı

Yazar: İrfan Yalçın

Yayınevi: h2o Kitap

Hamur Tipi: 2. Hamur

Sayfa Sayısı: 160

Ebat: 12 x 19

İlk Baskı Yılı: 2020

Baskı Sayısı: 1. Basım

Dil: Türkçe

Barkod: 9786054906895