Anasayfa » “Yerli Yabancılar” Dolapdere Big Gang & Gökay Süngü

“Yerli Yabancılar” Dolapdere Big Gang & Gökay Süngü

Yazar dogushan
88 görüntüleme

 

Birçok yabancı ülkede konser veren grup Almanya, Rusya, Fransa, Kıbrıs, Azerbaycan, Fas, Güney Afrika, Avustralya ve Japonya’da da konserler vermiştir. Eşi benzeri olmayan bu grubun milyonlarca hayranı vardır. Grubun müziklerini yapan ve yönetimi de üstlenen Gökay Süngü’ye sizler için grubun bilinenleri ve bilinmeyenlerini sorduk…

Röportaj: Doğuşhan Çakır

>> Grubu kurmak kimin fikriydi? Kuruluş hikâyesi nedir?

Dolapdere Big Gang’in kurulma fikri, biraz böyle kendi aramızda şaka bazlı başladı. İstiklal Caddesi’nde yürürken arkadaşlarla, duyduğumuz herhangi bir yabancı şarkının üstüne albümde duyduğunuz gibi keman cevapları, darbuka loop’ları filan yapıyorduk. Sonra bunun bizim evrensel bir dünyaya anlatmayı planlayacağımız her şey için anahtar ve bize yol gösterici bir şey olabileceğini düşünüp yabancı şarkılara Türk müziği enstrümanlarıyla bir yorum katma fikrine geldi iş. Albümden yaklaşık bir-bir buçuk yıl öncesinde Hayko Cepkin gibi, o zaman Nez vardı, çok iyi yabancı bir şarkısı vardı; Nez gibi böyle halihazırda albümleri var olan ve insanlar tarafından da sevilen bazı sanatçılarla konser düetleri yapıldı. Sonra da 2006 yılının Aralık ayında ilk albüm Local Strangers piyasaya çıktı. Bir başarı mutlaka bekliyorduk ama bizim de önünü alamayacağımız bir yere gitti, çok kısa zamanda iş. Albüm çıktıktan altı ay sonra Almanya’yla beraber konser serisine başlandı yurtdışında da. Birçok ülkeye gidildi. Almanya’ya giden Türk sanatçıların bin-bin beş yüz kişilik diskolarda konser vermesini, küçümsediğim ya da yerdiğim için söylemiyorum, verdiği konserlerin yanında biz oranın ulusal radyolarının, televizyonlarının müzik festivallerinde date line grup olarak sahne alma fırsatı bulduk. Gerçekten bir dili oluştu Dolapdere Big Gang’in. Herkes yaptığımız müziği, yabancı şarkılara kendi enstrümanlarıyla, kendi ruhlarıyla ortaya koyduklarını Dolapdere Big Gang üzerinden örneklendirmeye başladı. Bütün dünyada böyle ve bu da bizi gerçekten çok mutlu ediyor.

>> Tarzınız çok farklı ve 7’den 70’e herkesin sevdiği bir grupsunuz. Bu tarz müzik yapan başka bildiklerimiz yok. Bu yolda devam edecek misiniz? Grubunuzda kaç kişi var? Yola kimlerle, nasıl devam edeceksiniz?

Dolapdere Big Gang’in müzik tarzı gerçekten daha önce başka bir grupta ya da sanatçıda karşılaşmadığımız bir türdü, 2006 yılı için. Albüm planları yapılırken birçok ünlü hali hazırda dünyaya bile laf söyleyen bir sürü Türk yapımcı, “Bu memlekette Tarkan’ın bile albümü tutmadı, İngilizce albüm niye yapıyorsunuz, olmayacak bu iş” diye bir önyargının içindeydiler ama inandığımız şey yaptığımız müziğin bizden çıkan ruhun bütünüyle derdini anlatıyor olmasından ötürü çok içimize siner bir halde, müzikseverlerle paylaştık. Gerçekten çok kısa zamanda, çok hızlı ve yoğun geri dönüşler aldık. İstiklal Caddesi’nde yürürken, şimdi kalmadı bile de, o zaman için var olan bütün müzik marketlerde hepsinde, birinde bir numara, diğerinde üç numara, bir başkasında çalınan şarkı; bütün İstiklal Caddesi Dolapdere Big Gang çalıyordu. Çok etkileyici ve mutluluk verici bizim için. Grubun içinde yer alan müzisyen arkadaşlarımızla çok uzun yıllardır birlikteyiz, bir tanesi kuzenim; Yusuf Çalkan. Diğerleriyle de en az 15-20 yıla dayanan arkadaşlıklarımız, dostluklarımız söz konusu. Dolayısıyla sadece sahnede bir araya geliyor olmak ya da çalacağın müziği prova ettiğin sırada bir araya gelecek müzisyenle çıkacak sonuçla Dolapdere Big Gang’ten çıkacak sonuç kendisini aşikâr bir şekilde gösteriyor. Çünkü sosyal hayatımızı da birlikte geçiriyoruz grup elemanları olarak. Bir de birçok ülkeyi gezme fırsatımız oldu. Bu seyahatlerin her birimize ayrı ayrı faydaları oldu, birçok şeyi tecrübe ettik. Hayata karşı vizyon geliştirme konusunda, başka perspektiften hayata bakma konusunda çok kıymetli zamanlar geçti hep beraber. Hem hepsi çok özel müzisyenler, memlekette kim varsa, biri Tarkan’la çalışıyor, bir diğeri Sezen Aksu’yla çalışıyor.

>> Gelecek için projeleriniz nelerdir? Avusturya’da yine seyircilerinizle bir araya gelme planlarınız var mı, tabii en önemli gündemimiz pandemiyle yakın ilişkili olarak. Mesela online konser düşünüyor musunuz?

Avusturya’yla ilgili konser planı hâlihazırda olmamakla beraber artık yeni konjüktörün, pandemi sonrası oluşan yeni dünya düzeninin herkes tarafından absorbe edilip ona göre hayatını şekillendirme konusunda fikirleri tabii ki var. Bizim de bu konuda online konserler yapmak gibi planlarımız var. Nitekim pandemi sürecinde Soul Coffee adında, The Soul Production yapımında bir program başlattık. Çok sevdiğimiz arkadaşlarımız evlerinden bağlanıp canlı yayınımıza keyifli sohbetler, müzikler yaptık beraber. Avusturya müzik için çok önemli bir ülke. Özellikle Viyana. Benim birçok konuda feyz aldığım, ruhundan, müziğinden feyz aldığım birçok önemli müzisyen Viyana’dan dünyaya seslendi. Bunların başında Amadeus Mozart geliyor zaten. O kadar ülke gezmişken Avusturya’ya da hiç gitmedik, o da enteresan. İnşallah böyle bir fırsat olur da bizi sevenlerle, müziklerin orijinallerini sevenlerle birlikte Dolapdere Big Gang’ten dinlemekten keyif alacaklarla bir araya gelip yine o konser atmosferinin, çılgın alkışların, çığlıkların duyulduğu, az önce bahsettiğim bizden ateş çıkıyor olma halini Avusturyalılara inşallah yakın zamanda hissettirebiliriz.

>>TRT’deki “Yerli Yabancılar” programınızdan da bahsedelim mi?

Yerli Yabancılar enteresan bir konsept oldu. İlk albümümüzün ismi de Locals Strangers. Türkiye’de şöyle bir izlenim oldu, ilk Dolapdere Big Gang’i duyduğunda herkeste. Bunlar kesin yabancı bir gruptur, gibi bir izlenim oldu. Enstrümanlar bizim ama şarkılar bizim değildi. Yurtdışındakiler de bunun tam tersi. Dolayısıyla herkes için bir yerlilik yabancılık söz konusuydu Dolapdere Big Gang’in yaptığı müziğe. Bu da bizim mottomuz gibi oldu. Dolayısıyla TRT Müzik’in bize gelin, devletin ulusal kanalının müzik halinde, müzik dilinde Dolapdere Big Gang’in de bir söylemi olsun fikrine çok sıcak baktık. Daha önce The Soul Production’ın da TV programı tarafından ilk defa yaptığı bir yapım “Yerli Yabancılar”. Ama bütünüyle aldığımız feedback’ler de bu yönde. Hem TRT Müzik’in vizyonuna başka bir değer katacak sonuç ortaya çıktı görsel olarak da hem de duyusal olarak çok üstünde durduğumuz, sesleri kayıt edip, günlerce stüdyoda onların mix’iyle uğraşıp en doğru şekilde bizi duymalarını sağlayabildiğimiz bir düzenek oldu.

>> Dolapdere Big Gang’in bir albüm projesi var mı?

Bir albüm fikri varken kafamda bizim dağıtım işlerimizi yürüten işbirlikçilerimizle konuşurken single çıkarmamızı önerdiler. Şu anda dünyanın gittiği yön ve yol bu, diye. Halbuki ben 2006’dan beri var olan Dolapdere Big Gang albümlerinin bir arşiv niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bir albüm fikrindeyim. Single mı yoksa albüm mü olacak, nihai bir karara varamadık. Ama illaki Dolapdere Big Gang’in audio anlamında, ses anlamında, track şarkı anlamında ortaya koyacağı, özellikle feat/düet projeler olacak. bunların ilkini 2017 yılında Linet’le yaptık. Sia’dan bildiğimiz Chandelier şarkısını Dolapdere Big Gang yorumu ve Linet’in projeye katkısıyla ortaya çıkardık. Şarkı global iTunes’ta 3. sıraya kadar çıkıp bir buçuk hafta da orada kaldı. Bu müzikal başarının yanında görsel, video olarak ne yapacağımızı planlarken, hayal etmeye çalışırken ortaya çıkan fikir çok etkiledi bizi ve bir kısa filme yöneldik. Sağ olsun, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcımız Özgül Özkan hanımefendinin de olayı çok iyi özümseyip bakanlığın desteğini Dolapdere Big Gang’in bu projesine sağlıyor olmasından ötürü hayata geçirebildik. Normalde nisan ayındaydı, 2020 yılının Nisan ayındaydı set zamanı. Ama malum pandemi yüzünden temmuza kadar sarktı. Temmuz ayında çekimlerini Alemdağ Kışlası’nda gerçekleştirdiğimiz Geri Dönüş kısa filmimizin şu anki durumunda ortaya çıkan sonuç gerçekten bizi tatmin ve mutlu ediyor. Çünkü benim de ilk yönetmenliğim oldu bir taraftan. Heyecan verici, inanılmaz tecrübe ve anılarla, içinde var olduğumuz ve yönettiğimiz bir zaman aralığıydı bu. Sevgili Evrim Kayan sanat yönetmenliğini yaptı. Selen Çay yapımın koordinasyonunun üstlendi. Hasan Canpınar da yönetmen yardımcılığı yaptı.

>> The Soul Production’u birçok başlıkta görüyoruz. Bundan sonra daha nasıl göreceğiz, neler yapacak?

Bizi çok heyecanlandıran birçok proje var Doğuşhan. Adından mütevellit herhangi bir şekilde ruhunun olmadığı, özgünlüğünün olmadığı bir projenin içinde değil ya da öyle bir şey üretmiyor. Bütünüyle benzersiz, iyi planlanmış; iyi planlanmış demek benzersiz olması demek, milyon dolarlarca harcanıp yapılan prodüksiyonlarla değil çünkü bütün dünyada da böyle bir yere gitti konu. Bir videonun iyi olması için helikopter patlatmak gerekmiyor artık. İyi kreatif bir fikir anlatacağın lafı çok iyi karşıya geçiriyor. İzleyiciler, dinleyiciler de bu yönde vizyon geliştirdiler. Özellikle Türkiye’de. Çünkü bir on-on beş yıl öncesindeki pop müziğin şimdikiyle olan farkı aşikâr. Yine her halükârda yapılacak yapılıyor da, kötü ya da iyi anlamında söylemiyorum ama müzik kalite seviyesi yükseldi. The Soul Production da yaptığı müzik prodüksiyonlarında bu müzikalitenin işin içine dahil olması hali bizim sonradan kurguladığımız bir şey değil. Bizim için çok mutluluk verici. İlk defa üretime başlarken, fikir aşamasındayken bile bahsettiğim kalitesini her halükârda üzerinde barındırıyor oluyor. Bunun da feed back’lerini rahatlıkla alıyoruz. En yakın zamanda, çünkü Geri Dönüş’ü bitirdik artık, festival başvurularıyla birlikte artık geri dönüşlerini bekleyeceğiz. En yakın zamanda da “Sintirella” diye bir projemiz var, sevgili Evrim Kayan’la ortak fikrimiz olarak ortaya çıktı. Daha doğrusu benim müzikal bir fikrim vardı ve ismi “Sintirella”, Evrim’in çalıştığı, bunun daha önce illüstrasyonlarını yaparken de ödül aldığı bir hikâye üzerinden konu evrilip çok enteresan bir yere geldi. Daha da geliştiriyoruz. Hz. Âdem’in yaradılıyor oluşundan başlayan, parça parça bölümlere ayırdığımız bir müzikal de diyebiliriz, bir moda şovu da diyebiliriz, bir tiyatro oyunu da diyebiliriz; bunların hepsini diyebiliriz’den kastım da şu, multidisipliner bir proje. Birçok disiplini içinde barındırıyor. Biz o parçalara Âdem’in Elması, Newton’un Elması ve Steve Job’un Elması diye ayırdığımız üç ana parçası var. Hem analog ögelerle karşılaşacak izleyenler hem de dijital. İlk yarısı analog, ikinci yarısı dijital olacak bu multidisipliner dediğim müzikalin. O da bizi çok heyecanlandıran bir proje. Halihazırda daha önce birçok oyun, yani tiyatro müziği bizatihi yaptım, film yaptık, birçok oyunda bulunduk ama şu an ortaya koyduğumuz şey dünya tarafından örneksiz bir şey olduğu, benzersiz bir şey olduğu için hem barındırdığı hikâyeler hem de anlatmaya çalıştığımız, seçtiğimiz yöntemler doğrultusunda… Yoksa çok özel ve başka benzersiz bir proje söz konusu dünyada. Belki biraz okuyanlar, dinleyenler gözlerinde canlandırabilsinler diye böyle çiğ kelimeler anlamında … dedim. Ülkemizde de buna benzer Alice yapıldı. Sevgili Serenay Sarıkaya’nın başrolünü üstlendiği, bizim de projemizde yer alacak dans koreografımız Beyhan Murphy’nin de Alice’te rolü çok büyük. Bizim de projemizde sağ olsun birlikte çalışacağız. Çok heyecan verici bir proje. Kültür ve Turizm Bakanlığı da yine projeye destek olmak istediklerini ilettiler. O da bir süreçte şimdi, onu yürütüyoruz. Ardından soul ve solüsyondan Soulotion diye adlandırdığımız elektronik tabanlı ama Türk müziği enstrümanlarının yani Doğu soslarının üzerinde olduğu etnik elektronik bir projemiz var. 2009’da başlamıştım ben bu projeye. O tarihten bu yana kendi kendine evrilen bir hale geldi. 11 yılı geçmiş, 11 yılda bir tane albümü çıkarmaya uğraşıyoruz gibi bir düzenek var. Yine The Soul Production’un halihazırda yürüttüğü birçok müzik prodüksiyonu var. Yakın zamanda çokçasıyla karşılacak dinleyenler ve izleyenler. Bir de uzun metrajlı bir film projemiz var ama muhtemelen o 2022’yi bulacak; şu an hazırlanıyoruz, fikir ortaya atıyoruz, onlar toplanıp bir yerde artık set zamanına geleceği zaman da heyecan verici bir yere gelecek. Çünkü daha önce yine bütün dünyanın karşılaşmadığı bir konu ve içerik durumu var. Filmin ismi “Çok Satan Romanlar Listesi”. Anadolu’da modern zamanlarda yaşayan Çingeneler’in sadece darbuka, klarnet çalıp bütün ömrü hayatı boyunca dans ettikleri ve oynadıkları bir algının yanında orada dramatik başka zamanların geçtiği, bir de o tarafından işe bakıldığı bir film olacak. Daha önce Emir Kusturica’nın yaptığı ve Oscar aldığı, bütün dünyanın da kabul ettiği bir film var, Çingeneler Zamanı diye. O bunun yanında daha özgün, daha yerel kalıyor. Biz biraz Dolapdere Big Gang’in de belki biraz üstünde, biraz da biyografik tınlayacak ama direkt konusunun biyografiyle yakından uzaktan alakası yok. Çok enteresan bir hikâyesi var, o hikâye de bizi filmde bu etnik kökenle alakalı anlatmaya çalıştığımız gerçeklere yardım edecek. Böyle bir sonuç ortaya çıkaracağız inşallah. Bütünüyle bu. Sohbetin yine başlarında dediğim gibi benzersiz, kreatif, ruhu olan işler ve projeler üretmeye çalışıyoruz. İnşallah bizi dinleyenler, izleyenler, sevenler de geleceğe dönük hazırladığımız projelere de hem izleyerek hem dinleyerek katkıda bulunurlar. Bizleri de dinleyip sevmeye devam ederler. Buradan bu röportajı sağlayan Fedai Çakır’a da sevgilerimi gönderiyorum. Çok seviyoruz kendisini, ailecek yakından takip ediyoruz.

You may also like

İLETİŞİM

office@viyanamagazin.at

Medieninhaber:
b2 Media GmbH, Gerasdorfer Straße 38a/14, 1210 Wien

Firmenbuch:
FN425763y, Handelsgericht Wien
UID: ATU69206815

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Daha fazla bilgi