Anasayfa » SİBEL TÜZÜN:“Pandemi akışa güvenmeyi ve sabrı öğretti!”

SİBEL TÜZÜN:“Pandemi akışa güvenmeyi ve sabrı öğretti!”

Yazar dogushan
101 görüntüleme

Sibel Tüzün 90’lı yılların bize armağanı, sesi kadar kalbi güzel bir yorumcu… Her ne yaparsa yapsın yüzünde gülümsemesi eksik olmayan başarılı bir sanatçı. Yaşadığımız son bir yıl herkes gibi onu da etkilemiş durumda. Şu an Londra’da yaşamını sürdüren sanatçıyla sizler için keyifli bir sohbet yaptık.

>> Son bir yılınız nasıl geçti? Pandemi sizi nasıl etkiledi?

Hepimiz gibi sıra dışı, beklenmeyenlerle karşılaştığımız bir yıl oldu. Normal bildiğimiz hayatta Mart 2020’nin ilk haftası yaz sezonu için yaklaşık 70 konser anlaşmasıyla Bodrum’dan İstanbul’a döndüğümü hatırlıyorum en son. Sonrası rüya gibi. Ertesi hafta İngiltere haberi, ondan sonraki hafta pandemi kısıtlamaları derken, yıllardır hissettiğim ve uygulamaya çalıştığım ama pek de başarılı olamadığım anda, akışta kalmak, kontrolcülüğü bırakmak, olanı kabul etmek kavramlarını öğretti yaşadığımız yıl bana. Durabilmeyi, beklemeyi, akışa güvenmeyi, sabrı, şükrü öğretti. Büyüdüm ve yenilendim.

>> Neden Londra?

Çok uzun zamandır hayalimdi. Eğitim için sıklıkla geldiğim ve sevdiğim bir şehir. Müzik ve sanat dolu… Kendimi iyi hissederdim hep Londra’da. Çocuklarımın da burada eğitimlerine devam etmelerini çok istemiştim. Bir gün baktım, hayaller gerçek oldu. Tesadüfler yolumuzu Londra’ya çıkardı.

>> Ses eğitimleri veriyorsunuz. Nasıl başladı proje?

Londra’da ve Kopenhag’da ses eğitimlerine katıldığımda hep istedim, keşke bizde de böyle eğitimler verilse, diye. Hatta İstanbul’da çok sevdiğim bir arkadaşımın akademisinde başlamak için de planlar yaptım. Sonra İstanbul’un koşturması, iş yoğunluğu, mesafeler derken yarım kalmıştı. Pandemi’nin ilk dönemlerinde arkadaşlarıma yoga eğitimleri vermeye başladım. Orada fark ettim ki bilgiyi, tecrübeyi paylaşabilmek, derslerin enerjisi muazzam. Londra’ya taşınır taşınmaz bir taraftan eğitimler almaya bir taraftan da kendi eğitim programlarımı hazırlamaya başladım. Ve bir hayalim daha gerçekleşti.

>> Sosyal medya yardım yayınlarında sizi görüyoruz. Biraz bahseder misiniz?

SMA hastası bebeklerin kampanyalarının seslerini duyurmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Aralık 2020’de 24 saatlik bir canlı yayın maratonu yaptık Instagram’da. Sanıyorum 50’den fazla aileyi konuk edebildim o gün. Sonrasında da müsait oldukça bana gelen belki de yüzlerce yardım isteğine cevap vermeye çalışıyorum. Hem paylaşıyorum hem de yayınlar yapıyorum ailelerle. Keşke elimden başka bir şey gelse. SMA genetik bir hastalık. Bebeklerin kas kaybına sebep oluyor ve bu öyle bir kayıp ki, yürüyemiyor, yemek yiyemiyor, su bile içemiyor ve nefes alma zorluğu yaşıyor bebekler. Hastalık ilerledikçe 6 – 7 tane alete bağlı bir yaşam sürdürüyorlar. Kampanyaları maalesef iki şekilde son bulabiliyor. Ben de yaşam hakları, tedavi hakları dünyanın en pahalı ilacı olan gen tedavisine kavuşabilsinler ve kampanyaları mutlu bitsin istiyorum tüm kalbimle.

>> Müzik dünyasının şu anki durumu nedir ve devamında sizce neler olur?

Müzik dünyası tüm insanlık gibi bir dönüşümden geçiyor. Sadece konserlerin bitmesi ve tüm müzik faaliyetlerinin online platformlara evrilmesi dışında söylem, içerik olarak da bir dönüşüm var. Müzisyenleri üretmeye ve paylaşmaya yönelten dijital çağ aynı zamanda sınırsızlığı da destekliyor. Artık ülkeler için değil, dünya için müzik yapabiliriz. Konserleri çok ama çok özlesem de bu dönüşüme ayak uydurmamız gerektiğini hissediyorum.

>> Tamamen kendinize ayırdığınız bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah 6.30 gibi başlıyorum güne. Türk kahvemi yudumluyorum. 15-20 dakika meditasyondan sonra biraz sosyal medyadan günün haberlerine bakıp çalışmaya başlıyorum. Günlük planlarımı yapıp 8.00’de çocuklarımı uyandırıyorum. Kahvaltı, hazırlık, Çınar’ı okula bıraktıktan sonra bazen kısa bazen uzun bir yürüyüş… Sonra iş… Okuyacaklarım varsa, ya çalışma aralarına serpiştiriyorum ya da en güzeli evi toparlarken sesli dinliyorum. Derslerim varsa o gün onlara hazırlanıyorum. Çınar’ı okuldan alınca birlikte bir yürüyüş daha, alışveriş… Yemek sonrası muhakkak hep birlikte film seyrediyoruz. Çocuklar yatınca ben biraz daha çalışıyorum. Sonra meditasyon ve uyku… Hafta sonları çok güzel oluyor… Çınar, Elaya ve ben birlikte parklara atıyoruz kendimizi; uzun yürüyüşler, piknik, oyunlar… Pek sarılıyoruz birbirimize… Şu an iki farklı eğitim alıyorum. Genelde onlarla ilgili kitaplar var hayatımda. Bir de projelerim için araştırmalar yapıyorum. Çok yakınımızda bir kütüphane var, epey faydalanıyorum.

>> Sosyal medya hayatınızın neresinde?

Takip ediyorum, paylaşımda bulunmayı da seviyorum. Özellikle Facebook ve Instagram arkadaşlarımla fiziki olarak berabermişim, yakınmışım gibi hissettiriyor. Twitter’dan haberleri alıyorum daha çok. Diğerlerine pek ısınamadım.

>> Geçmişe bakınca en güzel müziği ne zaman yaptınız?

Hepsi güzel, ayıramam hiçbirini. Tüm albümlerimde hem benim hem de çok kıymetli müzisyenlerin emekleri, duyguları, yetenekleri var.

>> Rap müzik hakkında neler düşünüyorsunuz?

Müzik tarzlarını ayırmam. İki müzik var bana göre; iyi ve kötü müzik. Kulağıma kötü gelen, enerjisi düşük işleri dinlemem. Sevdiğim ve birlikte müzik yaptığım arkadaşlarım var Rap müziğe gönül vermiş.

>> Viyana’da bulundunuz mu?

Viyana’da yaşayan Türklere neler söylemek istersiniz? 2019’da gittim en son Viyana’ya. Birkaç gün kaldım, gezdim. Kiss grubunun konserini izlemek için gitmiştim. Tarihi, sokakları ne kadar güzel. Ve bahçeler… Muhteşemdi. Sevgilerimi iletiyorum Viyana’da yaşayan tüm dostlara… Pandemi dönemi bittiğinde çocuklarımla birlikte Viyana’ya gelip müzeleri, bahçeleri gezmeyi çok isterim. Görüşürüz umarım…

You may also like

İLETİŞİM

office@viyanamagazin.at

Medieninhaber:
b2 Media GmbH, Gerasdorfer Straße 38a/14, 1210 Wien

Firmenbuch:
FN425763y, Handelsgericht Wien
UID: ATU69206815

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Daha fazla bilgi