Anasayfa » Hayatı Tutan Bir Coşku Yasemin Güler Yıldız

Hayatı Tutan Bir Coşku Yasemin Güler Yıldız

Yazar Mahir Bora Kayıhan
0 yorum

Bir dokunuştan yansıyan hayatı yeşertme arzusu, düşünce, savunma, bilgilendirme, çok renkli soft renklerle bir başkaldırı adresidir Yasemin Güler Yıldız. Neyin savunması derseniz; doğanın, tarihin, insanın savunması. Bitmiş insanlık mabedinde yeniden insanlık şarkılarının yeşerdiğini görüyorsunuz.

Yazı:  Yazar- Şair Cevat SARIKARTAL

[dropcap]S[/dropcap]anatçı kendisini kendi yapan özgürleşmiş bir kişi, kendi tutsaklığının fermanını yırtmış özgür bir bireydir. Özgür toplum adına şimdilerde özgürlük meşalesi taşıyan sanatçı, anne kimliği ile de özgür devinim özgürlüğünü renklerle ifade eden; bunun içinse tavus kuşunu seçen, renkse renk, güzellikse güzellik, vakur bir bakışsa o da var diyor. Özgürlük, sanatçının kendisini selamlayan sembolüdür. Kendine özgü biçimsel tavrını koruyarak doğaya bağlandığını, yaşamdan esinlenerek imrenilecek bir renk skalasıyla, yumuşak renk ve desenlerle özgürlüğün ressamı olduğunu hissediyorsunuz.

Yasemin Güler Yıldız; hayatı tutan bir coşkuyla, olağanüstü merak, seçicilik, dikkat, bilgi ve en önemlisi resimlerinde hep vicdan ve merhamet duygularını resmin bir parçası haline getirmeyi becerebilmiş bir doğa düşkünü ressamdır. Mavilikler ülkesine yolcu gemisi esenliğidir. Sonsuzluk ve derinlik duygularını lirik bir peyzajda renkli albümler akademisine taşımış bir barış madalyasıdır.

Homeros’un destanları, Bach’ın müziği, Cemal Süreya’nın şiirleri, Anadolu’nun ağlayan bağlamasının son anahtarıdır. Sonsuz göklerin, yoğun bulutların, yağmura sarılan yeşillerin, yakamozlu nehirlerin annesi olduğu hissine kapılırsınız. Sanatçı; bilgisi, kültürü, resmiyle hayata katılan bir şiir eşleşmesidir. Renklerinden dizeler çıkarırsınız. Notaların aşkı umutlarınız olur, gözyaşlarınızdan resimler akar, tutulursunuz. Esrik eserler çarşısında mutlaka satın alacağınız çok şeyler olacaktır. Hayatın büyüsü onun resimlerinde ortaya çıkınca, o sisli renklerde kullandığı yer yer lekelerle de sahne aldığını görürsünüz. Resimleri şiiri, müziği, sinemayı, edebiyatı ve merhameti ve de sevgiyi aşka sarıp, esintili renk bayraklığıyla gündeminize taşıyacaktır.

Yasemin Güler Yıldız korkularıyla coşkularını birleştiriyor, renklerle gerilimi sona erdiriyor. Bahara çıkıyorsunuz; bir kır peyzajı tadında, çoban kavallarının büyüsünde, yanı başınızda umut ve sanatla el sıkışıp izlemeye devam ediyorsunuz. Resimleri giderek doğanın nabzını tutmaya başlıyor. Arınıyor, soft renkleriyle geliyor, ışıklarıyla aydınlatıyor. Kompozisyonlarında kurgu sağlam, dengeli bir öyküsü var, mekan doğru seçilmiş, matematiği destekleyen bir felsefeye evriliyor. Sanatsal zenginlikleri ve özgün çıkışlarıyla kendini çoğaltmaya devam ediyor.

Sanatçının toplumsal hayata dair, sanata dair, kültüre ve felsefeye dair söyleyecekleri; zaman, sanat, mitoloji, gelenek ve peyzaj yorumuyla renk, kültür, tarih ve duygu olarak gündeminize geliyor. Adeta tarihe not düşüyor sanatçı. Belki tabletleri, ilk yazılı tabletleri çıkarıyor tarihin sayfalarından. Bir Gılgamış Destanı’nda yolculuğunuz devam ediyor. Gördüğünü söylemek ve anlatmak diye bir derdi var. Gönlünde tarihe, yeşile, insana ve canlıya dair bir renk kımıldaması, kamaşması ve de taşmasının olduğunu görüyorsunuz.

Yasemin Güler Yıldız’ın resimlerinde güneş hiç batmıyor. Çocuk gülümsemelerine takılıyor fırçası. Çocuk akademisinin en vefakar öğretmeni, en sevimli annesi, en dengeli sanatçısı size renklerin dostluğundan bir anıt yapıyor. Çocuk kalbinden bir dünya yaratır. Tavus kuşlarından renk, aşk ve ışıkla gökyüzüne taşınırsınız. Sevgiyi kucaklamış bir kadın duruşuna tanık olursunuz tavus kuşu sembolleriyle, kadınları anarsınız. Çocukların dünyasına taşınan bir masalın içerisinde yürürsünüz. Sanatçınız, milyonlar içindeki yalnızlığınızı bir çocuk gülümsemesiyle karnavala çevirecektir. Kara bulutların sürüldüğü, meltemli bir akşamın ışıklı kompozisyonunda mutedil bir ıslanmayla yolunuza devam edeceksiniz.

Yasemin Güler Yıldız’ın tablolarındaki bahar şıkırtısını duymak, laleli bir sokağın rengarenk peyzajlarında güneşe taşınmak değilse nedir. Resimlerinde yalnız çocuklar var, öksüz hayatlar var, resimlerinde su gibi bir düşün arkadaşlığı var. Resimlerinde yaralı ve yalnız bir kemanın ahu zarı var. Resimlerinde masal var, düş var, meşk var, renk var. Resimlerinde Anadolu var, kara trenler var, Kurtalan var, fırçasında tavus kuşları var, fırçasında sevmeyi öğrendiğiniz okul var, resimlerinde karanlığa teslim olmayan bir ışık var. Resimlerinin kalbinden gül akıyor, bülbül notaları sarkıyor dilinden. Resimlerinde fantastik bir dünya var, resimlerinde zarafet var, ışık var, aşk var, muhabbet var. Resimlerinde bütün şiirlerin yağmurları var, yağmurdan sonra gökkuşağı var resimlerinde. Saflığın o derin yakıcı renklerinin şarkısı var, resimlerinde nihavent var, resimlerinde gümüş dereler, mavi gök, yeşil vadiler var.  Resimlerindeki tabip bir güneş ruhunuzu ısıtıyor. Resimlerinde efendi bir hayat, sıcak bir maviyle akıyor. Resimlerinde sürekli bir ada ve sahil duygusu yaşıyorsunuz.

Tavus kuşları konuları ne güzel bir anlatım. Sanatçının kadına dair çalışmalarının sembolüdür tavus kuşları. Yeşil bir çimen başının üzerinde gittikçe açılan ve turkuaza dönüşen renkler yaygınlaşıyor. Açık sarı gagası zarif ve pastel bir kreme yakın renkle kenarlarına doğru ilerliyor. Ağzının içini öpecek gibi sarkıyor, gözleri mavinin tonlarıyla yeşilin tonlarının yüzlerce renk skalasının dostluğu ve iç içe geçmişliğinden anlamlı bir gözle vakur bir bakışı selamlıyor. Mavi ve beyazın kardeşliği devam ediyor, araya turkuazlar, kremler ve tonları giriyor. Kanatları ve kuyruğu çok güzel sarı, yeşil, mavi tonlarıyla, lekelerle anlamlaştırılmış kuyruğunda maşallah sembolü var sanki. Tasarım harikası bir resim, fantastik, canlı, yaşayan renk karnavalından çıkmış, uçurtma şenliğine dönüşen bu resim ezber bozan, baş döndürücü bir yapıt olarak selamlıyor sizi.

Yasemin Güler Yıldız’ın resimlerinde toplumun ve insanın yaşadığı çelişkilerin, geleneksel bir sanat yapım tarzıyla son derece ayrıntılı, soft bir dille anlattığını ve sembollerle desteklendiğini görüyorsunuz. Figürleri fantastik ve düşsel bir lirizmle, hayatı güzelleştirerek, renksel ve masalsı bir rüya yorumuyla bugüne taşındığına inanamazsınız. Pastel ve renk cümbüşünün ortasındasınız. Sanatçınız kâbus ve kibir iklimine dönüp bakmaz. Hayatı mavi ve mor dizelerle anlatır. Yalnızlığınızı renklerin kollarında, rahat bir ortamda ninnilerle huzurlu bir hayata uğurlarsınız. Yalnızlık ve kimsesizlik sizin mahallenize uğramayacaktır. Süreklilik ve yenilenme duygusuna bir de yaşama arzusu katıp önünüze koyar. Tekdüzeliği reddeden, atak, kabına renk ve ışık koyan, içi fırtınalar mabedi, sevinçler ve kederler silsilesi, kendi renk ritmiyle, iç tınılarıyla tam kendisi olarak natürel melodiler albümünün gurbet yolcusudur.

Karanlıktaki titreşimler siyaha yol alırken, karanlığın titreşimleri turkuazların, pembelerin, mavilerin öncüleri. Sonra düşler morluğa uzanan bir yolcunun yaşlanmayan heyecanı. Hayat ve resim iç içe geçmiş. Siz onun eselerini izlerken başka bir boyuta taşınırsınız. Bahara ve barışa uğrar yolunuz. Bir renk karnavalından geçersiniz, sonsuz olana, kanat çırpan kuş boyutuna, aşk boyutuna, hayat boyutuna, masal ve düş boyutuna, merhamet ve şefkat boyutuna, akıl, felsefe, mantık boyutuna, matematik boyutuna, ayrılık, acı, zulme direnmek boyutuna. Plastik bir zarafette buluşma boyutuna, meşkten ruhlarınızı esrik bir yaraya teslim etme boyutuna, içinizi ısıtan, içinize mor bir bahar bırakan resimler boyutuna, annenin evladına sarılması boyutuna, umudun önünüzde diz çökmesi boyutuna, yeni bir Rönesans ve reform boyutuna. Sanatçınız da renklerin alın yazısına, lirizmine, derinliğine, ruhuna, kalbine aşk mektupları yazması ne kadar da inceliklidir görüyorsunuz, tanık oluyorsunuz.

Kuşlara bakıyorsunuz, güneşe bakıyorsunuz, çiçeklere, çocuklara, kimse yabancı değil artık. Acı çeken insanlara kucak açıyorsunuz. Bir kompozisyonun içerisinde mahsur kaldığınız, adanın gülen resimlerinin solmamasına ait iyiliği, güzelliğin, aşkın ve rengin gökkuşağına dönüşmesini bekliyorsunuz. Ne kadar içten, duru ve yalın soyutlamalarla peyzajlarını izliyorsunuz. Baba ocağı, anne kucağı gibi samimi ve içten sanat yapımları ile soyut bir resmin, somut bir yapımdan daha etkili ve aklın pınarına aktığı, beslendiği çiçekleri bahçeye dönüştüren bir sanat olayını taçlandırdığına tanık oluyorsunuz. Taptaze bir ışıkla günün ilk aydınlığından şarkılarla geliyor sanatçınız. Derin bir ruh aydınlığıyla, çocukluğunuzun masumiyetine tuvalini açıp, avuçlarını nasıl kokladıklarına şahit oluyorsunuz.

Yorum yaz

İLETİŞİM

office@viyanamagazin.at

Medieninhaber:
b2 Media GmbH, Gerasdorfer Straße 38a/14, 1210 Wien

Firmenbuch:
FN425763y, Handelsgericht Wien
UID: ATU69206815

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Daha fazla bilgi